RİSK, RİZİKO VE TEHLİKE

Doğada yer alan canlı, cansız tüm varlıklar ve işletmeler çeşitli risklerin tehdidi altındadırlar. İnsanlar doğdukları andan, ölünceye kadar, birçok bireysel ve toplumsal riskle karşı karşıyadırlar. Bu risklerin gerçekleşmesi halinde, tehdit altında bulunan değer ya tamamen yok olur. Ya da maddi bir kayıp (zarar) ortaya çıkar. Ayrıca bazı risklerin gerçekleşmesi sonucu kişilerin hak ve menfaatlerinde bir azalma olabilir. Hatta borçlarında bir artma da söz konusu olabilmektedir.

Genel anlamda, gerçekleştiğinde bireysel ve toplumsal zarar oluşturan isteğimiz dışında meydana gelen olay veya olaylar zincirinin kaynağına risk denmektedir.

Burada yapılan tanım, çok geniş bir tanımdır. Oysa risk terimi, gerek günlük yaşantıda ve gerekse sigortacılık dilinde farklı anlamları ifade etmektedir. Günlük hayatta risk çok geniş bir anlam ifade eder. Riskin tek bir anlamı yoktur ve tanımlanması zor bir kavramdır. İktisatçılar ve davranış bilimciler, risk teorisyenleri ve aktüerler kendi bakış açılarından riski tanımlamışlardır. Risk genel olarak; “belirsizlik” ifadesiyle tanımlanmaktadır. Risk tanımında “belirsizlik” esas alındığında, “şans” ve “sürpriz” kavramları üzerinde de durmak gerekir. Çünkü her üç kavramda da belirsizlik esastır. Belirsizliğin olumsuz bir sonuç doğuracak şekilde ortaya çıkması riski ifade ederken; sonucun olumlu şekilde gerçekleşmesi, şansı ifade etmektedir. Buna göre risk kavramında talihsizlik ve kötümser bir sonuçtan bahsedilirken; şans kavramında memnuniyet yaratan bir iyimserlik söz konusudur.

ÖRNEĞİN:

Hayat sigortacılığında belli bir yaştaki sigortalının ölüm riski % 2 ise, hayatta kalma şansı %98’dir. Sürpriz ise hiç beklenilmedik bir olayla karşı karşıya kalmaktır. Sürprizin de ortaya çıkması bir olasılıktır ve bu nedenle belirsizlik taşımaktadır. Sürprizler şaşırtıcıdır ve sonuçları hem memnuniyet verici, hem de üzücü olabilmektedir. Sürprizler her zaman parasal bir sonuç doğurmazlar. Riski sürprizden ayıran temel özellik; riskin gerçekleşmesi sonucunda bir kaybın, bir zararın veya olumsuz bir halin ortaya çıkmasıdır. Görüldüğü gibi risk ve şans, belirsizlik odaklı iki zıt kavramdır. “Trafikte kontrol etmeden karşı karşıya geçmek risklidir.” “Bu işi elde edebilme şansım nedir?” ifadeleri belirsizlik üzerine kurulu bu zıtlığı açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bakış açısından risk, temel olarak; “Bir zararın doğmasıyla ilgili belirsizlik” olarak tanımlanabilmektedir.

Mevcut iyi halimizde büyük zarar yaratan olay veya unsur da risk olarak ifade edilebilmektedir.

RİSK KAVRAMI

Her şeyden önce ortaya çıkabilmekte olan zararın olası nedeni olarak tanımlanmakta; bazen de, zarar doğuracak olayın gerçekleşme olasılığını ifade etmektedir. Bu özelliği bakımında risk, zarar doğuracak olayda etken unsurdur. Riziko kavramı ise, riskin gerçekleşmesi halinde zarar görecek olan kişi, nesne veya değeri ifade etmektedir. Bu özelliği itibariyle riziko edilgendir. Tehlike, riskin gerçekleşme olasılığını yaratan veya bu olasılığın derecesini artıran durumdur. Riskin kaynağına ne kadar yaklaşılırsa tehlike derecesi de o kadar artar.

Riskin kaynağından uzak durulursa tehlikenin varlığından söz edilememektedir. Risk hep vardır. Tehlikeyse, riske yakın olma durumunu gösterir ve her zaman tehlikenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Tehlike kavramında iradi hareket söz konusudur. Tehlike, kişinin riski göze alma kararını gösterir. Bu bakımdan iradidir. Örneğin, paraşütle atlayanlar için paraşütün açılmaması, dolayısıyla ölüm riski vardır. Burada tehlike ancak paraşütle atlamayı göze alanlar için söz konusudur. Aynı şekilde, sigara içenlerin akciğer kanseri olma riski vardır. Sigara içmeyenler için tehlike daha düşüktür.

Üç ana tehlikeden bahsetmek mümkündür:

Fiziksel Tehlike;

zararın gerçekleşmesine neden olacak fiziksel şartların ağırlaşması durumunu ifade eder. Örneğin; yolların buzlanması, bir trafik kazasının oluşması için fiziksel bir tehlike teşkil eder. Aynı şekilde, kalitesiz bir elektik donanımı, yangın riski için; kilitsiz bir kapı, hırsızlık riski için birer fiziksel tehlike örneğidir.

Moral Tehlike;

genel olarak iki anlam taşımaktadır. Kişinin karakterine ve dürüstlüğüne bağlı olduğu gibi, tutum, alışkanlıkları ve yaşam tarzı ile ilgilidir. Haksız kazanç elde etmek amacıyla yapılan sigorta sahtekârlıkları moral tehlikenin temelini teşkil eder. Sigortalının sahte kaza senaryoları üreterek tazminat talebinde bulunabilir. Hasar miktarını olduğundan fazla gösterebilir. Kendi iradesiyle kasten sigortalı malları kundaklaması birer moral tehlike örneği olarak verilebilmektedir. Moral tehlike, sigorta sektöründe kontrolü zor olan bir tehlike olarak varlığını sürdürmektedir. Moral tehlike her zaman dürüstlük dışı hareket etme anlamına gelmez. Sigortalının, sigortası yokmuş gibi hareket etmesi beklenirken; bazen sigortanın varlığı, sigortalının gerekli özeni göstermeden dikkatsizce hareket etmesine neden olabilmektedir. Mallarını korurken gereken önemi göstermemesi, bu tip moral tehlike örneklerindendir.

  • Yasal Tehlike;

Sorumluluk yaratan tehlikeler olarak da adlandırılan bu tehlikeler kişilerin ve işletmelerin eylemlerinden kaynaklanan tehlikelerdir. Hata ve ihmal sonucu bir malın zarar görmesi bir mesleğin gereği gibi ifa edilmeyebilir. Üçüncü kişilerin zarar görmesi gibi haller sonucu kişiler ve işletmeler yasal olarak sorumlu tutulabilirler. Yasadan kaynaklanan bu sorumluluklar, yasal tehlikelerin örneğini oluşturmaktadır. İnsanlar doğdukları andan, ölünceye kadar, nereden geleceklerini bildikleri veya bilmedikleri birçok riskle karşı karşıyadırlar.

Tehdit altında bulunan değer ya tamamen yok olur veya maddi bir kayıp (zarar) ortaya çıkar.

RİSKİN UNSURLARI

Riskin unsurları şöyle sıralanabilmektedir; Risk:

• İstenmeyen bir olayın gerçekleşme olasılığıdır:
Muhtemeldir.

• Belirsiz ve geleceğe yöneliktir:
Müstakbeldir.

RİSKLERİN SINIFLANDIRILMASI

Kişiler ve işletmeler risk taşıyıcısı durumundadırlar. Kişileri ve işletmeleri tehdit eden bu riskleri, doğurdukları sonuçlar bakımından ikiye ayırmak mümkündür.

Ekonomik Sonuç Doğurmayan Riskler Sigorta

Konusu ve kapsamı dışında kalan bu riskler, kişilerin manevi değerlerini, onur ve haysiyetini tehdit eden risk niteliğindedir. Bu risklerin yarattığı sonuçlar para ile ölçülemez. Manevi değerleri tehdit eden riskler için manevi tazminat ve cezai yaptırımlar belirlenmiştir. Bu risklerin gerçekleşmesi olasılığına karşı kişilerin uğrayacakları manevi zararlar sigorta teminatı dışında tutulmuşlardır. Ancak manevi zararların doğmasına neden olan kişiler bakımından durum farklılık göstermektedir. Bu zararlarla ilgili mahkeme kararları parasal bir değer ifade etmektedir. Bu zararın doğmasına neden olan kişiler bu risklerini sigorta ettirebilirler.

Ekonomik Sonuç Doğuran Riskler

Maddi kayıp ve zarara neden olmaları bakımından bu risklerin sonuçları para ile ölçülebilecek niteliktedir. Bu riskler riskin doğuş sebebine göre ve neyi ve kimi etkilediğine göre sınıflandırılırlar. Bu risklerin bir kısmı sigortacılığın ana konusunu oluşturabilmektedir. İki grup halinde ve dört ana başlık altında incelemek mümkündür.

Gerçek Riskler

Bu riskler, gerçekleşip gerçekleşmemeleri kişilerin ve işletmelerin kararlarından bağımsız olarak ortaya çıkan ve gerçekleşmeleri halinde sadece bir kaybın veya zararın doğmasına neden olan risklerdir. Sadece kaybetme veya kaybetmeme sonucunu doğurmaktadırlar. Bir özelliğe sahip bu risklerde kişinin herhangi bir kazanç beklentisi yoktur. Diğer bir ifadeyle; gerçekleşmemeleri halinde mevcut hal korunmaktadır. Gerçekleşmeleri halinde ise bir kaybın söz konusu olduğu riskler bu gruba girmektedir. Saf Risk veya Mutlak Risk olarak da adlandırılmaktadır. Bu riskler tamamen rastlantısal (tesadüfî) özellikli olup, gerçekleşmeleri halinde sadece zarar veya bir kayıp söz konusu olur. Bu risklerde ilgililerin kar etmesi söz konusu değildir. Gerçek riskler sigortalanabilmektedir. Yangın, sel, kaza, hırsızlık, ölüm gibi riskler, gerçek risklere örnek teşkil eden risklerdendir.

Spekülatif Riskler

Bu riskler, kar veya zarar etme olasılığının söz konusu olduğu hallerle ilgili risklerdir. Burada ilgili kişi veya işletmenin kar veya zararı söz konusudur. Farklı oranlarda olsa bile bir taraftan kazanç beklentisi söz konusuyken öte yandan kaybetme tehlikesi de vardır. Borsada yatırım yapan, iddiaya giren, kumar oynayan veya bahse giren kişi para kazanmak için kaybetme riskini de göze almaktadır. Burada bir karar riskinden bahsetmek mümkündür. Ekonomik faaliyetlerin tümü karar riskini içermektedir. Spekülatif risklerde ilgililer kar veya zarar edeceklerdir. Spekülatif risklerin önemli bir bölümünü ekonomik faaliyetlerle ilgili kararlar oluşturmaktadır. Sonuç farklı oranlarda gerçekleşecek olsa bile faaliyet, kar veya zararın mutlak olarak gerçekleşmesiyle son bulacaktır. Bu nedenle bunlara ticari risk veya işletme riski de denilmektedir. Bu anlamda risk, belli bir zaman aralığında hedeflenen bir sonuca ulaşamama sonucu kayba ya da zarara uğrama olasılığıdır.

3’e ayrılmaktadır:

  • Stratejik Riskler; amaç odaklı risklerdir. Örneğin:
    Bir işletme üretimini artırmak amacıyla yeni ekipmanlar almak vb. yatırım yapabilmektedir. Ancak sonuç kar elde etmek yerine zararla sonuçlanabilmektedir. Burada stratejik bir riskin varlığından söz etmek mümkündür.
  • Operasyonel Riskler; İşletme faaliyetlerinin devamı sırasında ortaya çıkan risklerdir. Örneğin:
    Çalışanların yaralanmaları nedeniyle üretimde oluşan düşmeler veya güvenlik noksanlığı nedeniyle müşteri bilgilerinin üçüncü kişilere sızması ile karşılaşılacak zararlar, bu tip risklerdendir.
  • Finansal Riskler; yapılan bir yatırım sonucunda umulan getirinin elde edilememesiyle ilgili risklerdir. Spekülatif riskler genel olarak sigortacıların ilgi alanı dışında kalmış ve sigorta kapsamı dışında tutulmuşlardır. Birer karar riski olmaları nedeniyle işletmeyi etkisi altına alacak bu riskler işletmenin kendisi tarafından alınan tedbirlerle azaltılır veya ortadan kaldırılır. Bu nedenle yönetilebilmektedirler. Günümüzde birçok şirket, bu riskleri yönetim altına almak için yeni departmanlar kurmakta, bazı büyük şirketler de ana sorumlulukları işletme risklerini yönetmek olan Risk Yöneticileri-Chief Risk Officer (CRO) istihdam etmektedirler.

Temel Riskler

Genellikle doğal kaynaklı veya fiziksel nitelikli risklerdir. Bireysel olmaktan çok toplumu ilgilendiren sonuçlar doğuran riskler “Temel Riskler” olarak adlandırılmaktadır. Salgın hastalık, kıtlık, savaş, işsizlik, durgunluk gibi sonuçları kişiden ziyade toplumu ilgilendiren risklerdir. Bunlar devletin ilgi alanı içinde veya uluslar arası platformlarda ele alınırlar. Toplum hayatını etkileyen doğal afetler karşısında devlet, zararları azaltmak veya gidermek için fiziki ve yasal önlemleri alır. İstisnaları dışında, temel riskler katastrofik sonuç doğurmaları bakımından genellikle sigortalanamaz niteliktedirler.

Özel Riskler

Sadece sınırlı sayıda bireyi etkileyecek şekilde sonuç doğuran riskler ise “Özel Riskler” olarak bilinmektedir. Hastalık, trafik kazası, hırsızlık gibi riskler bu gruba giren bireysel risklerdendir. İster bireysel, ister toplumsal sonuç doğursunlar. Riskler kişi ve işletmelerin mal varlıklarını, can varlıklarını ve sorumluluklarını etkilerler. Kişilerin ve işletmelerin mal varlıkları ve bunların kaynakları aktif ve pasif kalemlerini oluştururlar. Aktifte varlıklar, hak ve alacaklar yer alırken; pasifte özkaynaklar ve borçlar bulunmaktadır. Mal varlığını tehdit eden riskler, kişilerin ve işletmelerin aktiflerinde, hak ve menfaatlerinde veya gelirlerinde bir azalmaya neden olurlar.

Pasiflerdeki artış ise, “sorumluluk” kavramıyla ilgilidir. Kişiler eylemlerinden dolayı bir başka kişinin mal ve/veya canına zarar verirlerse bunu gidermekle yükümlüdürler. Bu yükümlülük, hukukta sorumluluk kavramı ile ifade edilmektedir. Sorumluluk riski kişileri borç altına sokar ve pasiflerinde bir artış meydana getirir. Bunların dışında can varlığını tehdit eden riskler vardır. Bu riskler kaza, sakatlık, hastalık, yaşlılık, ölüm gibi risklerdir. Ölüm riski hariç, diğerlerinin gerçekleşmesi halinde ya ilave masrafların yapılması ya da işsiz kalma nedeniyle gelirden mahrum kalınması söz konusudur. Ölüm riskinin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak sonuç, ölen kişinin yakınlarını ilgilendirmektedir.

Risklerin Kaynakları

Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında ekonomik sonuç doğuran riskleri kaynakları itibariyle dört grupta incelemek mümkündür;

Doğadan Kaynaklanan Riskler;

Doğal ortama bağlı faktörlerin oluşturduğu risklerdir. Deprem, yer kayması, yanardağ patlaması, sel, seylâp, kuraklık, fırtına, don, tsunami, yıldırım, tarım zararlıları, çevre kirliliği gibi ekonomik açıdan çok büyük kayıplara neden olan risklerdir. Fiziksel özelliklidir. Ancak bir başka alt açılım olan Fiziksel Risklerle karıştırılmaması gerekir. Fiziksel riskler, yangın, infilak, kaza, çarpışma, batma, gibi fiziki sonuç doğuran somut risklerdir.

Bireylerin Davranışlarından Kaynaklanan Riskler;

insanların sebep oldukları bireysel nitelikli risklerdir. Bireysel Riskler olarak da bilinen bu riskler, insanın kendisine verdiği zararlar ve başkalarının davranışları sonucu uğradıkları zararlar olarak ikiye ayrılırlar. Kişinin iradesi dışında dikkatsizlik, unutma ve deneyimsizlik gibi haller nedeniyle meydana gelen kazalar ortaya çıkan yaralanmalar, ütünün prizde unutulmasıyla çıkan yangın, insanın kendi davranışlarından kaynaklanan risklerdendir. İntihar iradi bir davranış olduğu için bu grup içinde değerlendirilmemektedir.

Teknolojik Gelişmeler Nedeniyle Ortaya Çıkan Riskler;

Teknolojik gelişmeler, insan hayatını kolaylaştırırken, birçok bilinmeyen riski de beraberinde getirmiştir. Özellikle elektroniğin günlük yaşantımızda kullanılmaya başlanmasıyla hayatımızda birçok yeni risk oluştu. Fiziki riskin yanı sıra, bir takım elektronik dolandırıcılıkların da hayatımızı tehdit ettiği bir gerçektir. Enerji sektöründe yaşanan gelişmeler daha önce bilinmeyen yeni teknolojik risklerin doğmasına neden olmuştur.

Ekonomik ve Politik Kaynaklı Riskler;

Ülke ve dünya ekonomisinde meydana gelen değişikler sonucu ortaya çıkan riskler bu grupta yer almaktadır. İşsizlik, enflasyon, durgunluk, ekonomik ambargolar, kota uygulamaları gibi ülke ekonomisini etkileyen riskler Ekonomik Risklerdendir. Ticari risk olarak da değerlendirilebilmektedirler. Bu riskler sigortalanamaz niteliktedirler. Daralan piyasalar, günümüzde sigorta sektörünün de bu risklerle kısmen ilgilenmeye başlamalarına neden olmuştur. Politik Riskler ise, ulusal ve uluslararası politikalarda yaşanan gelişmeler nedeniyle ortaya çıkarlar. Örneğin:
Kamulaştırma, el koyma, terör, isyan, savaş, ekonomik ambargolar, kota uygulamaları politik riskler içinde yer alır.

RİSK KARŞISINDA İNSAN DAVRANIŞI

Risk taşıyan ve riskin gerçekleşmesi sonucunda zarar görecek olan insan,
Riski kabul ile başkalarına transfer etme aralığında aşağıdaki yollardan birini seçebilmektedir. Riskin kabul edildiği haller aşağıda kısaca özetlenmiştir:

• Pratikte riskten kaçınmanın bir anlam ifade etmediği bir durumun varlığı hali:

Örneğin, herhangi bir kişinin başına uçaktan parça düştüğünü düşünün. Böyle bir riskin gerçekleşme ihtimali çok düşüktür. Aynı zamanda önlemek için yapılacak makul bir yöntem yoktur.

• Riskin varlığının farkına varılmadığı haller:

Birçok kişi bilgi noksanlığı nedeniyle kanundan doğan sorumluluklarının farkında değildir. Bu nedenle kendilerini tehdit eden bu riskleri kendiliğinden kabul etmiş olurlar.

• Riskin muhtemel sonuçlarının çok ciddi olmadığı haller:

Bazı risklerin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkan sonuçlar çok ağır olmaz. Bu riskleri önlemek için katlanılacak maliyetin riskin gerçekleşmesi halinde uğranılacak zarardan daha fazla olması söz konusu ise bu riskleri isteyerek kabul etmek de mümkündür. Bunun tam tersi, riski önlemek için yapılacakların sonucu kabul edilemez nitelikteyse, yine riskin kabul edilmesi söz konusudur.

• Riskle karşı karşıya kalınmasının arzulandığı haller:

Bazı kişiler, meslekleri veya hobileri gereği risk almaktan heyecan ve zevk duyarlar. Örneğin parasailing, bungee jumping gibi heyecan veren sporları yapanlar isteyerek risk alırlar.

• Kaderci yaklaşım:
Bazı kişiler, inançları gereği, riski bir başka kişi veya kuruma devretmek yerine üzerinde tutarlar. Ancak genellikle insanlar kendilerini tehdit eden risklerden kaçınma veya sonuçlarını azaltma yoluna başvururlar. Aynı davranış işletmeler için de geçerlidir. Karşıdan karşıya geçen birinin dikkatlice yolun her iki yönüne bakması kişisel olarak riskten kaçınmaya iyi bir örnek teşkil eder. Asayişi korumak için polis teşkilatının oluşturulması, toplum sağlığının korunabilmesi için sağlık hizmetlerinin yapılandırılması, toplumsal olarak riskten kaçınma yöntemine örnek olarak verilebilir. Daha önce belirtildiği gibi, her devrin ve toplumun insanı, içinde yaşadığı ortamın getirdiği oluşturduğu risklerin tehdidi altındadır.

RİSKİN KABULÜ

Risk karşısında bulunan insanın diğer bir davranışı da, kaderci bir yaklaşımla riski taşımak, diğer bir ifadeyle zararı bizzat üstlenmek şeklinde olarak ortaya çıkabilir. Böyle bir davranış şekli sergilemek, çağımızın ekonomik düşünen insanı için her zaman söz konusu değildir. Bu kararı veren kişi kendi kendisinin sigortacısı konumundadır. Oysa ekonomik düşünen çağımız insanı, ileriyi düşünmek, yarını bugünden hazırlamak için öngörüde bulunmak zorundadır. Bu nedenle yukarıda belirtilen fiziksel tedbirlerin dışında öngörüde bulunarak finansal önlemler alma yollarına başvurmuştur.

RİSK KARŞISINDAKİ İNSANIN DAVRANIŞI

• Tasarruf;

İleriyi düşünen kişinin çalışmaları sonucu elde ettiği gelirinin birazını kenara ayırmasıyla oluşan fondur. Bu fon ile örneğin:
Bir kaza sonucu zarar görmüş malını tamir ettirilebilmekte veya kişinin işsiz kaldığı sürece mahrum olduğu ücretlerini karşılamak üzere bu fonlar kullanılabilmektedir. Küçük boyutlu zararlar yapılan tasarruflarla karşılanabilirse de tasarruf genellikle ani kesin ve yeterli bir emniyet tesis etmez. Tasarruf edilerek fon oluşturulması uzun bir zamana ihtiyaç gösterir. Tasarrufta, riskin olumsuz sonuçlarına, tasarruf sahibi tek başına katlanmaktadır. Tasarruf sahibinin zararın başkalarıyla paylaşılması söz konusu değildir. Biriktirdiği tasarruflar ile karşılaşacağı zararları gidermeyi öngören kişi kendi kendisinin sigortacısı durumundadır.

• Dâhili Sigorta Fonu (İç Sigorta);

Bu yöntem, kişilerden çok işletmelerin riskin gerçekleşmesi sonucunda karşılaşacakları zararları karşılamak üzere başvurdukları tasarruf şeklidir. Bu yönteme başvuran işletmeler riski kendi üzerlerinde tutmayı tercih etmektedir. Uygulamada zararın işletme tarafından karşılanacak şekilde tasarruf yapılması ya da fon ayrılması;
İç sigorta veya dâhili fon sisteminin temelini teşkil eder. Özellikle kamu kesiminde başvuruların bu sistem ile hasar frekansı yüksek ancak düşük maliyetli risklerin işletme bünyesinde tutulması rasyonel davranış bir olarak ortaya çıkmaktadır. Sistemin yararlı tarafları şöylece özetlenebilmektedir:

• Gerçekleşmesi halinde sigorta şirketi ile çıkması muhtemel anlaşmazlıklarla karşılaşılması söz konusu değildir.

• Diğer sigortalıların kötü sonuçları nedeniyle, işletmenin primlerinin artması tehlikesi yoktur. Buna mukabil sistemin sakıncalı tarafları ise şunlardır:

• Uygulamaya başladıktan hemen sonra ortaya çıkan afet niteliğindeki (katastrofik) bir hasarın meydana gelmesi veya art arda birkaç büyük hasarın gerçekleşmesi halinde hasarı karşılayabilecek fon henüz toplanmamış olacaktır. 19

• Fon miktarının tespitinde bir sigortacı kadar uzmanlık bilgisine sahip olunmaması sebebiyle fonların yetersiz kalması söz konusu olabilmektedir.

• Fonların başka amaçlarla kullanımına yönelik uygulamalar, fonun yeterince güçlenmesine engel teşkil edebilmektedir.

Zararın Transferi:

Sigorta sistemin temeli;
Aynı riskin tehdidi altında bulunan kişilerin, meydana gelecek zararı aralarında paylaşmak üzere bir grup oluşturarak, bir fon yaratılması esasına dayanmaktadır. Bu özelliği itibariyle, dayanışma esasına dayanan sosyal bir nitelik de taşımaktadır. Bu sosyal niteliği göz önünde bulundurmak suretiyle,
Sigortayı “Özel Sigorta Sistemi” ve “Sosyal Sigorta Sistemi” olarak iki ana grup altında incelemek gerekmektedir. Sosyal Sigorta Sistemi: Her birey ve toplum için mutlaka karşılanması gereken bir gereksinim olarak, “Sosyal Güvenlik Sistemi” içinde yer alır. Devlet vatandaşlarının sosyal güvenliğinden sorumludur.

Sosyal güvenlik ihtiyacını doğuran sebepler evrenseldir. Ancak bu kapsamda değerlendirilen risklerin tümünün karşılanmasına olanak yoktur.

Bu sistem içinde ele alınan riskler; Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın (ILO) 1952 tarihli ‘Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi’nde, kamu kesiminde ve özel kesimde çalışanların, iş kazaları ve mesleki hastalıkları, genel olarak kendisinin ve ailesinin (eşi, çocukları, bakmakla yükümlü oldukları kimseler) hastalıkları, analık, sakatlık, yaşlılık, işsizlik, ölüm ve iş görmezlik sonucu gelir kaybı gibi kişiye bağlı riskler olarak sıralanmışlardır. 20 Görüldüğü gibi burada söz konusu edilen riskler kişinin can varlığına ve ona bağlı gelir kaybına neden olan risklerdir. Özel sigorta kapsamı içinde ele alınan hayat ve sağlık riskleri sosyal sigorta teminatlarına benzemesine rağmen, asıl teminat konuları maddi teminatlardır.

Ülkemizde Sosyal Güvenlik Sistemi içinde yer alan kurumlar şunlardır;

Bunların dışında, Genel Sağlık Sigortaları uygulaması da sosyal güvenlik sistemi içinde yer almaktadır. Özel Sigortalar ise; yine sosyal güvenlik sistemi içinde, özel sigorta hukukuna tabi olarak yer almaktadır. Sosyal güvenlik kavramı içinde gelebileceğimiz en uç nokta, toplumu etkileyen doğal afetler sonucu ortaya çıkan zararların devlet tarafından karşılanmasıdır. Popülist özelliği bakımından bir taraftan sosyal bir anlam ifade eden bu yaklaşım, diğer taraftan özel sigortacılığın gelişmesi konusunda bir engel teşkil etmektedir. Sosyal Sigortalar, ayrı bir uygulama konusu ve ayrı bir hukuk konusu olup, burada sadece Özel Sigortayı ilgilendiren konular ve özellikle mal sigortaları başlığı altında ele alınan sigorta türleri incelenecektir.

SİGORTA SİSTEMİ

Sigorta, riskin sonuçlarından kendimizi korumak üzere oluşmuş bir finansal önleme yöntemidir. Sigortanın konusu risktir. Riskle karşılaşan kişilerin zararlarını gidermek için önce karşılıklılık (mütüel) esasına dayalı sistemler geliştirilmiş, zaman içinde kişi ve kurumları tehdit eden riskleri bir para karşılığı devralan profesyonel risk taşıyıcıları konumunda bulunan “sigortacılar” ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde, teminat veren bankalarda risk taşıyıcısı durumundadırlar. Sigortacılardan temel farkları, ticari risklerin gerçekleşmeleri halinde devreye girmeleridir.

MÜTÜEL SİSTEM

Bu sistemde, benzer risklerin tehdidi altında bulunan kişiler bir araya gelmekte ve aralarından birisiyle ilgili riskin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkan zarar tüm üyeler arasında paylaştırılmaktadır. Bu durumda, grubu oluşturan üyeler, hem sigortalı hem de kendi kendilerinin sigortacısı durumundadırlar. Burada amaç, sadece zararın giderilmesidir. Üyelerin bu işlem sonucunda kar elde etme gibi bir amaçları yoktur.

GÜVEN VE İSTİKRAR UNSURU OLARAK SİGORTA

Sigorta yaptırmakla tehdit eden riskin ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Ancak, sigorta riskin yasalaşacağı ekonomik zararları gidereceğinden sigorta yaptıran kişi, ailesi ve işletmeleri için bir güven unsuru olmaktadır. Ayrıca kişi ve kuruluşların malları canları, sağlıkları finansal hak ve menfaatleri için teminat vererek, finansal açıdan istikrarlı bir ortamın doğmasını sağlar.

EMNİYET UNSURU OLARAK SİGORTA

Sigortacılar, sigortalıların maddi kayıplarının telafi ederken; edinmiş oldukları tecrübeler sonucu, zararı azaltıcı tedbirlerin alınmasını şart koşarak; kayıpların ortaya çıkmasının önlenmesine ve riskin sonuçlarının azaltılmasına yardımcı olmaktadırlar. Risk yönetimi kavramı bu davranışları ile sigortalıları daha tedbirli olmaya ve gerekli önlemleri almaya zorlayabilir. Özellikle serbest tarife sisteminde prim indirimi veya artırımı yoluyla sigortalıları bu yolda tedbir almaya yönlendirebilirler. Güvenlik standartları ve önlemlerinin artırılması, geleceğin getireceği risklerden korkmadan yaşama, çalışma ve yeni atılımlar yapabilme olanağını da sağlar.

SİGORTANIN EKONOMİK FONKSİYONLARI

Tasarruf ve Kredi Unsuru Olarak Sigorta

Birikimli hayat sigortalarında bir taraftan ölüm riski teminat altına alınırken, diğer taraftan sigortalının belli bir süre sonunda tasarruf etmesi sağlanır. Diğer taraftan özellikle işletmelerin karşılaşacakları riskleri düşünerek, paralarını fon oluşturmak üzere bağlı tutmalarını önler. Bu paraların fonlara değil de yatırımlara dönüştürülmesine imkân vereceğinden ticaret ve sanayinin gelişimine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca kredi sağlanması konusunda borçludan istenecek teminatların güvence altına alınması suretiyle, kişi ve işletmelerin kredi alma imkânlarını genişletmektedir. ( İpotek karşılığı kredi, akreditif işlemleri gibi) Bu özelliğiyle de ticari hayata destek sağlar.

Fon Yaratma Unsuru Olarak Sigorta

Sigorta sistemi, sigortalıların zararlarının karşılanması gibi bireysel bir görevin dışında, fon yaratmak ve bunları sermaye piyasalarında yeni yatırım alanlarına yönlendirmek suretiyle toplumsal bir görev üstlenerek milli ekonomiye katkıda bulunmaktadır. Nitekim sigortacılıkla ilgili özel kanun, sigortacıların bazı yatırımları yapmasını zorunlu kılmıştır. Amaç, sigorta primi olarak ferdi tüketim ve yatırımdan çekilen paraların, toplu ve güçlü olarak üretime yönlendirilmesidir.

Uluslararası Fayda Sağlama Unsuru Olarak Sigorta

Uluslararası bir özelik taşıması nedeniyle, yurtdışı sigortalarından elde edilecek gelirler ve reasürans yoluyla sağlanacak girdiler, özellikli paralarının değeri istikrar gösteren ülke ekonomilerinde ödemeler dengesini olumlu yönde etkilemektedir.

İşgücüne Katkı Sağlama Unsuru Olarak Sigorta

Son olarak sigorta sisteminin bir sektör olarak ortaya çıkması yeni iş alanlarının yaratılması demektir. Nitekim bugün ülkemizde sigorta sektörü; sigorta şirketlerinde çalışanlar, acenteler, brokerler, bu aracıların yanlarında çalışanlar, eksperler, aktüerler, avukatlar, hizmet veren kuruluşlarda çalışanlar dikkate alındığında toplam sayıları 100.000’e ulaşan vatandaşa istihdam imkânı sağlamaktadır.

Kamu Üzerindeki Mali Yükün Azaltılması

Özel sigorta sistemi kişilere ve kurumlara sağladığı direkt faydaların yanı sıra; Sosyal Güvenlik Programlarının üzerindeki mali yükün azaltılması yönünde de işlev görmektedir. Özellikle sağlık sigortaları, hayat sigortaları ve bireysel emeklilik sistemi, devletin büyük harcamalar gerektiren sosyal güvenlik programları için tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. Örneğin, BES, sosyal güvenlik sistemine ek emeklilik ödemeleri ile sosyal güvenliğe katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, Doğal Afet Sigortaları kapsamında karşılanan zararlar ile özellikle büyük ölçekli afetlerin kamu maliyesi üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiler minimize edilmektedir.

Sigortanın Negatif Fonksiyonları

Sigorta olumlu fonksiyonları yerine getirirken, olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz bazı sonuçların doğmasına da neden olabilmektedir. Örneğin; sigortanın güvencesini hisseden sigortalı zararın nasıl olsa sigortacı tarafından karşılanacağı düşüncesiyle tedbirsiz davranışlarda bulunabilmektedir. Özellikle sağlık sigortalarında, gereksiz muayene, fazla ilaç tüketimi gibi davranışlarda da önemli artışlar gözlenmektedir. Bunları önlemek için sigortacılar da, poliçelere muafiyet, istisna veya belli oranlarda giderlere katılım gibi tedbirler geliştirmişlerdir. Diğer bir negatif fonksiyonsa sigortalının haksız taleplerde bulunmasıdır. Ya da bu yolda hileye başvurması, kasıtlı hareket etmesi gibi şekillerde de ortaya çıkabilir. Sigorta sözleşmeleri azami iyi niyet kuralı çerçevesinde akdedilmelerine rağmen,
menfaat sağlamak amacıyla suç işleme eğilimine girdikleri de uygulamada görülmektedir. Literatürde kasten gemi batırma, yangın çıkartma hatta adam öldürme örneklerine rastlanmaktadır.

SİGORTANIN TEMEL PRENSİPLERİ

SİGORTALANABİLİR MENFAAT PRENSİBİ

Kişilerin, sigorta konusu nesne veya değerler üzerinde sigorta yaptırabilme hakkı olarak tanımlanabilen bu prensip gereği; sigorta yaptıracak kişi ile sigortalanacak nesne ya da kişi arasında bir menfaat ilişkisi aranmaktadır. Sigorta, sadece sigortalanabilir bir menfaatin varlığı halinde ortaya çıkmaktadır. Diğer bir ifade ile sigorta konusu şeyin korunup muhafaza edilmesine sigortalının yasal bir menfaati olması gerekmektedir. O halde menfaat, sigorta yaptımanın yasal hakkını ifade etmektedir. Buna göre sigorta sözleşmesi ile mal değil, o mal üzerinde para ile yapılabilir ilişki teminat altına alınmaktadır. Hukuken mala sahip olan kişi, o mal üzerinde mülkiyet hakkını elinde bulundurduğundan, o malı sigorta ettirebileceği gibi, mal sigortalarında malik sıfatını taşımaksızın da sigortalanabilir menfaatin doğduğu durumlar ortaya çıkabilmektedi

Sigortanın konusu mal olabildiği gibi, kişilerin hayatı veya sorumlulukları da sigortanın konusunu oluşturmaktadır. Hayat sigortalarında kişinin kendi hayatını sigorta ettirmesi halinde sigortalanabilir menfaat ilişkisi kendi elinde bulunduğu bir hak olarak ortaya çıkıp, bir kimsenin kendi yaşamı üzerinde sınırsız menfaati olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle kişiler hayatlarını diledikleri tutar üzerinden sigorta ettirebilirler.

Aynı şekilde kazaen ölüm, yaralanma sakat kalma hallerinde de sınırsız menfaat ilişkisinin varlığı söz konusudur. Bu nedenle hayat ve kaza sigortaları “tutar” veya “meblağ” sigortaları olarak adlandırılırlar. Kişiler kendi hayatlarını sigorta ettirebilecekleri gibi, başkalarının yaşamı ile ilgili sigortalanabilecek bir menfaat ilişkisi içinde bulunabilmektedirler.

Sigortalı ile sigorta konusu arasında finansal bir ilişkinin varlığı şeklinde ortaya çıkacak bu menfaatin, yasal olması ve para ile ölçülebilmesi temel ilkedir. .

AZAMİ İYİ NİYET PRENSİBİ

Sözleşme, herhangi bir konuda taraflardan birinin daveti, diğerinin ise bu daveti kabulü ile ortaya çıkan ve tarafların serbest iradeleri zorlanmadan her bir tarafa hak ve mükellefiyetler yükleyen bir hukuki anlaşmadır. Tanımdan da anlaşılacağı gibi taraflar sözleşme yapıp yapmama konusunda serbesttir. Ancak bir sözleşme yapılacaksa tarafların iyi niyet kurallarına uymaları bütün sözleşmelerde yer alması gereken önemli bir husustur.

İyi niyet prensibine göre, taraflardan her birinin diğer tarafa, sözleşmeyi kabul edip etmemesine tesir edebilecek her türlü bilgiyi vermesi gerekmektedir. Bununla birlikte birçok ticari sözleşmede özel hususların, diğer tarafta açıklanması zorunlu değildir. Tarafların bu sözleşmeyi yaparken gerekli bilgi ve uzmanlığa sahip oldukları kabul edilmektedir. Sigorta sözleşmelerinde ise durum daha farklı olup, bu sözleşmelerde “iyi niyet” kuralının ötesinde “azami iyi niyet” aranmaktadır. “Azami İyi Niyet Prensibi” sigorta sözleşmelerinde her iki taraf için uygulanması gereken bir prensiptir.

TAZMİNAT PRENSİBİ

Tazminat, riskin gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkan zararın giderilmesi için sigortacı tarafından sigortalıya ödenen para miktarıdır. TTK 1459-(1). maddesine göre sigortacı, sigortalının uğradığı zararı tazmin eder. Sözleşmenin konusu, sigortalıyı riskin gerçekleşmesinden önceki mali seviyesine getirmektir. Bu itibarla sigorta, kişiler için bir kazanç ve zenginleşme aracı değil, ancak mümkün olduğu ölçüde hasardan önceki mali güçlerine kavuşturan bir uygulamadır. Tazmini gerekecek zarar, sigorta olunan menfaatin riskin gerçekleştiği andaki değerine göre tespit olunur. Oysa hayat ve ferdi kaza sigortası için böyle bir tazminat değeri tespit etmek mümkün değildir. Bu nedenle hayat ve ferdi kaza sigortaları meblağ, tutar sigortaları olarak adlandırılıp, soyut sigortalar niteliğindedir. Hayat ve ferdi kaza sigortaları dışında kalan bütün mal ve sorumluluk sigortaları ise somut nitelikli tazminat sigortalarıdır.

Tazminat sigortalarında, sözleşmede yazılı sigorta bedeli sigortacının azami sorumluluğunu belirler.

Bu bedelin yeterli olması halinde sigortalının zararı eksiksiz olarak tazmin edilebilecektir. Prensip olarak, sözleşmenin sigortalının gerçek zararının altında bir tazminat sağlayacak şekilde düzenlenmesinde bir engel olmamakla birlikte, bunun tersine sözleşme yapmak mümkün değildir. Diğer bir ifade ile sigorta sözleşmesi ile sigortalının hasardan önceki mali gücünün üstüne çıkarılması amaçlanamaz.

Tazminat prensibi ile sigortalının riskin gerçekleşmesi sebebiyle kar etmesi veya zenginleşmesi önlenmekte olur. Bu açıdan ele alındığında, bu prensip, sigortalının sigorta konusu ile arasındaki yasal ve para ile ölçülebilir menfaat çerçevesinde sözleşme yapabilmesi ilkesi olarak tanımlanan sigortalanabilir menfaat prensibiyle de paralellik göstermektedir. Bir diğer ifade ile mal ve sorumluluk sigortalarında yapılacak tazminat ödemesi sigortalanan menfaatin değerini aşamayacaktır.

HALEFİYET VE HAKLARIN DEVRİ (RÜCU) PRENSİBİ

Hayat ve Ferdi Kaza Sigortaları dışındaki sigortalarda, sigortacı tazminatı ödedikten sonra ödediği tazminat miktarıyla sınırlı olmak üzere sigortalının yerine geçerek zararın meydana gelmesine neden olan üçüncü kişilere karşı hukuki girişimlerde bulunma hakkını devralmış olur. Bir kişinin, diğer bir kişiye karşı sahip olduğu hakların üçüncü bir kişiye devredilmesi ve bu hakların üçüncü kişi tarafından kullanılmasına “Halefiyet” denir.

  • Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı gereğince, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirilebilmektedir.
  • Sigortalı veya zarar gören, birinci fıkra gereğince sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olur. Tazminat prensibinin bir sonucu olarak ortaya çıkan halefiyet; kanundan, sözleşmeden ve haksız fiilden doğan tazminat prensibi gereği, sigorta bir zenginleşme aracı olamayacağından, halefiyet prensibi gereği, sigortalının hem sigorta şirketinden hem de zarara neden olan üçüncü kişilerden tazminat alması önlenmiş olmaktadır.
  • Sigorta tazminatını ödeyen sigortacı, yapmış olduğu ödeme tutarında sigortalısının yerine geçerek onun sahip olduğu bütün hukuki haklarına halef olur.
  • Böylelikle sigortacının hasara sebep olanlara rücu ederek tazminatı geri istemesine “Rücu Prensibi” de denilmektedir. Sigortacı için önem taşıması bakımından sigortalının sigortacının rücu haklarını gözeterek davranması istenmektedir. Azami iyi niyet prensibinin bir sonucu olarak; sigortalının, sigortacının halefiyet haklarını kullanmasını olumsuz yönde etkileyen davranışlar, “Önemli Hususlar” içinde değerlendirilmektedir.

Sigortalının, sigortacının rücu haklarını korumaya yönelik olarak yaptığı masraflar sigortacı tarafından karşılanır.

Genel kural, sigortacının halefiyet hakkını tazminat ödemesi yaptıktan sonra kullanabileceği yönündedir. Ancak sözleşmeye bu hakkın tazminat ödemesinden önce yapılabileceği şeklinde özel hükümler konulabilmektedir. Üçüncü Kişi Mali Sorumluluk Sigortaları bu uygulamaya örnek olarak gösterilebilmektedir.

Bu sigortada, sigortacı doğrudan sigortalının yerine geçerek, onun adına ödemede bulunabilmektedir.

Üçüncü kişilere karşı çoğunlukla dava açılması şeklinde kullanılabilen halefiyet hakkı, doğrudan sigortalıya karşı da kullanılabilmektedir. Sigortacının sigortalı menfaatle ilgili gerçek tam ziya veya hukmi tam ziya sonucu sonucu bir tazminat ödemesi halinde, geriye bir ekonomik değer ifade eden bir kalıntı kalmışsa, halefiyet prensibi gereği malın mülkiyeti sigortacıya geçer. Ekonomik değer ifade eden bu kalıntıya “Sovtaj” denilmektedir. Kalıntının sigortacıya bırakılmasıyla, tam ziya tazminatı almış sigortalının sovtajdan yararlanmasına imkân verilmemiş olur.

HASARA KATILIM PRENSİBİ

Bir menfaatin birden çok sigortacı tarafından sigorta edilmesi halinde, tazminatın sigortacılar arasında bölüştürülmesi olarak ifade edilen bu prensip sonucu uygulamada üç durum ortaya çıkmıştır.

Müşterek Sigorta (Koasürans)

TTK’nın 1466. maddesinde konu edilen müşterek sigorta, bir menfaatin birden fazla sigortacı tarafından aynı zaman için, aynı risklere karşı sigortalanması olarak tanımlanabilmektedir. Sigortacıların tek tek vermiş oldukları teminatların toplamı, sigortalı menfaatin toplam değerini oluşturur. Eksik sigorta olması halinde, tazminat ödemelerinde oran kademesine başvurulmaktadır. Sigorta değerini aşan bir teminat verilmesi halinde aşkın sigorta söz konusudur. Bu durum çifte sigorta olarak kabul edilmez. Sigortacılar hasarı toplam değer içindeki paylarına göre aralarında paylaşırlar. Her sigortacı vermiş olduğu teminat bedeli ile sorumludur. Kanun müşterek sigorta için, aşağıdaki koşulların aynı zamanda ve birlikte olmaları şartını getirmiştir.

Diğer taraftan, aynı anda yapılamamakla birlikte, önceki ve sonraki sigortacıların onay vermeleri halinde, sözleşmelerin
aynı anda yapıldığı sayılarak müşterek sigorta kurallarının uygulanması kabul edilmiştir. Hasara katılımda genel kural,
sigortalının tazminatı sigortacıların herhangi birinden talep etmesi, bu sigortacının da ödemeyi yaptıktan sonra, diğer
sigortacılara başvurması yönündedir. Sözleşmelere her bir sigortacının kendi payı oranında hasara katılacağını belirten
bir hüküm koyulabileceği gibi, böyle bir hüküm konulmamış olsa dahi müşterek sigortacılar, aşağıda belirtilen iki ayrı duruma göre hasara katılımda bulunurlar.

• Oran Kuralına tabi olmayan poliçelerde hasara katılım, her bir sigortacının teminat altına aldığı sigorta bedelinin
toplam sigorta bedeline oranı çerçevesinde belirlenir.

• Oran Kuralına ya da sorumluluk limitine konu poliçelerde, her bir sigortacının ödeyeceği tutar, sanki başka sigorta
poliçesi yokmuş gibi belirlenir ve böylece hesaplanan toplam tazminat sigortalının hasarını aşıyor ise, her bir
sigortacının yapacağı ödeme oransal olarak indirime tabi tutulur. Aşkın sigortanın varlığı halinde, sigortacılar sigorta değerini aşan tutardan sorumlu değillerdir.

Çifte (Mükerrer) Sigorta

Bir menfaatin kar etme amacıyla birden çok sigorta ettirilemeyeceği aşikârdır. Türk Ticaret Kanunu’nda “birden çok
sigorta” tanımının yanı sıra, 1467. maddesinde çifte sigorta tanımına da yer verilmiştir. Çifte sigorta, haksız kazanç elde
etme söz konusu olduğundan sigorta hukukunda yasal olarak kabul edilmemiş, hatta ilgili kanunlar açısından suç
sayılmıştır. TTK’nın 1467. maddesinde, değerinin tamamı sigortalanan bir menfaatin sonradan aynı kişi tarafından aynı
risklere karşı sigortalanamayacağı, diğer bir ifade ile haksız kazanç elde edilmesinin mümkün olamayacağı açıklanmış,
ancak bazı şartların gerçekleşmesi halinde bu sözleşmenin de geçerli olacağını belirtmiştir.

• Önceki ve sonraki sigortacılar muvafakat ederlerse,

Bu takdirde sözleşmeler aynı anda yapılmış sayılacak ve tazimat bütün sigortacılar tarafından sigorta bedellerine göre
kendi verdikleri teminat arasında tazmin edilecektir.

• Sigorta ettiren kişi önceki sigortadan doğan haklarını ikinci sigortacıya devretmiş veya o haklardan vazgeçmişse,

Bu durumun ikinci sigorta poliçesine yazılması gerekir. Yazılmaz ise ikinci poliçe hüküm ifade etmez.

• Sonraki sigortacının ancak önceki sigortacının ödemediği tazminattan sorumlu tutulacağı şartı getirilmişse, yine
durumun ikinci sigorta poliçesine yazılması gerekmektedir.

Kısmi Sigorta

TTK’nın 1468. maddesinde sigorta edilen menfaatin tamamının önceki bir sözleşme ile temin edilememiş olması halinde; bu menfaatin arta kalan değerine kadar, bir veya birkaç kez sigorta edilebileceği hükmü yer almaktadır. Burada,
müşterek sigortada olduğu gibi sonraki ve önceki sigortacıların muvafakatı aranmadığı gibi, sözleşmeler de aynı anda
değil, ayrı ayrı zamanlarda yapılmaktadır. Kısmi sigortada sigortacılar, müşterek sigortada olduğu gibi verdikleri
teminatın toplam değer içindeki payları üzerinden değil, yapmış oldukları sözleşmenin tarih sırası ile sorumluluk taşırlar. Hayat ve ferdi kaza sigortaları tazminat sigortaları niteliği taşımadığından, bu sigorta türleri için “hasara katılım” ve
“çifte sigorta” prensipleri uygulanmamaktadır. Diğer taraftan, müşterek sigortanın varlığı halinde, lütuf ödemesinde bulunan sigortacılardan bir tanesinin diğerlerini hasara katılmaya davet etmesi de mümkün değildir.

YAKIN SEBEP

Sigortalının uğramış olduğu zarar nedeniyle, sigortacıdan bir talepte bulunabilmesi, meydana gelen zararın sözleşme ile
temin edilen riskin yine sözleşme süresi içinde gerçekleşmesi şartına bağlıdır. Diğer bir deyişle, zararın yakın sebebinin sözleşme ile temin edilen risk olması gereklidir. O halde olayın meydana geliş tarzında bir sebep-sonuç zinciri kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Mantığın kurulmasında izlenecek yol, olayın teminat altına alınan bir risk yüzünden mi oluştuğunu araştırmaktır.

Olayın teminat altına alınmayan veya istisna edilen bir risk nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediği de araştırılacaktır. Sigortalının tazminat hakkının doğabilmesi için, sebep-sonuç arasındaki zincirin kesilmemesi gerekmemektedir. Eğer bu zincir teminat altına alınmayan bir riskin gerçekleşmesiyle kesiliyor ise kesilme anına kadar ortaya çıkan kayıplar yine sigortacı tarafından temin edilecektir. Burada üzerinde durulması gereken husus, olaya neden olan sebebin hasara etki bakımından en yakın sebep olduğu konusudur. Böyle bir nedenin zaman açısından daima en son gerçekleşmesi şartına bakılmamaktadır. Nedensellik bağı olarak da bilinen bu prensip gereği nedenin varlığını iddia eden taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

SİGORTA SÖZLEŞMESİ

Tanımı Bu genel açıklamadan hareketle, sigorta sözleşmesini, “sigortacı ile sigortalı/sigorta ettirenin, sigorta konusu menfaatle ilgili irade beyanlarının, karşılıklı teklif ve kabul edilmesi şeklinde sonuçlanması” şeklinde tanımlamak mümkün olacaktır.

TTK’ye göre:
“Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Tanımdan da anlaşılacağı gibi, sigorta sözleşmesi ile sigortacı bir prim karşılığında sigortalının zarar görebilecek bir menfaatini teminat altına almayı, buna karşın sigortalı da bir prim ödemeyi kabul etmektedirler.

50 Tanımda her hangi bir şekil şartından söz edilmemektedir. Bununla birlikte sözleşmenin varlığının ispatı için yazılı bir belgeye ihtiyaç duyulmaktadır. Sigorta sözleşmesinin varlığını ispat eden bu belge poliçe olarak adlandırılmaktadır.

Sigorta Genel Şartları

Genel olarak “sözleşme”nin tanımında, tarafların herhangi bir konuda serbest iradelerini ortaya koymalarından
bahsedilirken, sigorta sözleşmelerinde tarafların bu serbestiyetlerini mutlak olarak kullanabildiklerini söylemek mümkün değildir. Kanun koyucu özellikle sigortalıları korumak amacıyla, her bir sigorta branşı itibariyle sözleşme konusunun
içeriğini ve sınırlarını “Sigorta Genel Şartları” ile düzen altına almıştır. Sigorta sözleşmeleri, hem T.T.K.’ nda hem de Sigortacılık Kanununda ele alınmış ve sözleşmenin ana muhtevasının, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan “genel şartlara” uygun olarak düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.

Sigorta genel şartları, benzer nitelikteki risklerin tehdidi altında bulunan kişilere eşit koşullar çerçevesinde eşit kapsamlı
teminat verilebilmesini sağlamak üzere her bir sigorta dalı oluşturulmuş ve sözleşme hükümlerini her kes için yeknesak olarak belirleyen mevzuat uygulamasıdır.

Genel şartlar ile her bir sigorta dalında verilen ana teminatlar, aksine sözleşme ile teminata dâhil edilebilecek (ek)
teminatlar ve mutlak olarak teminat dışında kalan haller bütün sigorta sözleşmelerinde kullanılmak üzere sözleşmenin kurulmasından önce oluşturulmuş ve sigortalının kabulüne açılmaktadır.

Aynı türdeki sözleşmelerde bir yeknesaklık sağlamak üzere önceden hazırlanmış olan ve taraflardan birinin diğer tarafa
değiştirilmeden kabul edilmesi amacıyla sunduğu sözleşme şartlarına “genel işlem şartı” denilmektedir.

Genel işlem şartı uygulamasına tabii olarak düzenlenen sigorta sözleşmeleri, ana muhtevası Hazine Müsteşarlığı
tarafında onaylanan ve tüm sözleşmelerde aynen uygulanacak olan “genel şartlar”a uygun olarak yapılmaktadır.

BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ

Primlerin taksitle ödenmesi kararlaştırılmış ise, taksitlerin tutarı, kesin ödeme zamanı ve vadesinde ödenmemesi
halinde ortaya çıkacak sonuçlar poliçede yazılı olarak sigortalıya bildirilir. TTK’nın 1430-(1) maddesi, sigorta priminin
para ile ödeneceği ve primin taksitle ödenmesi kararlaştırılmamışsa toptan ödeneceği hükmünü amirdir. Uygulamada, sigorta sözleşmesinden doğan prim borçlarının taksitle ödenmesi söz konusudur.

Ödemenin tamamının veya taksitle ödemesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin, sözleşme yapıldığında poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi lazımdır.

Ancak, nakliyat sigortalarında sigortacının sorumluluğu, sözleşmenin yapıldığı andan itibaren başlayacağı gibi, prim de henüz poliçe tanzim edilmemiş olsa bile muaccel olur.(TTK Madde 1431-1) Sigorta primi sigorta ettirenin ikametgâhında ödenmektedir. Sigorta Sözleşmesinin Sona Ermesi Sigorta sözleşmesi hukuki bir anlaşmadır. Her sözleşme gibi başlaması, devam etmesi ve sona ermesi söz konusudur. Sigorta sözleşmesi bazı hallerin ortaya çıkmasıyla sona erebileceği gibi, tarafların fesih ve cayma haklarını kullanmaları suretiyle de sona erebilirler. Sigorta sözleşmeleri süreli anlaşmalardır. Genellikle bir yıl olan bu süre, tarafların anlaşmasıyla bir yıldan kısa veya bir yıldan uzun zaman süreleri olarak da belirlenebilmektedir. Ayrıca sigorta sözleşmeleri inşaat ve montaj sigortalarında olduğu gibi projeye bağlı olarak veya nakliyat sigortalarında olduğu gibi sefere bağlı olarak akdedilebilirler.

Sigortacı

Sigorta sözleşmesi ile bir prim karşılığında, diğer tarafa (sigortalı/lehdar) tazminat ödemeyi üstlenen, risk taşıyan taraftır. Özel sigorta alanında, sigortacılar ticari faaliyet gösteren “sigorta şirketleri” olarak teşkilatlandırılmışlardır. Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri özel izne tabidir. Sigorta şirketlerinin kuruluş ve çalışmaları özel kanunlarla düzenlenmiştir. Sigorta şirketlerinin kuruluşlarından faaliyetlerini sona erdirmelerine kadar geçen her evre devletin denetimi altındadır. Milli veya yabancı sigorta şirketlerinin ülkemizde faaliyet göstermeleri için münhasıran sigortacılık ya da reasürans işleri yapmak üzere anonim şirket veya kooperatif şirket olarak kurulmaları şarttır. Hayat ve Hayat dışı dallarda faaliyet göstermek, iki ayrı tüzel kişi şeklinde teşkilatlanmakla mümkündür.

Sigorta Acenteleri

Sigorta acentesi sigorta sözleşmesinin tarafı olmamakla beraber, sözleşmenin kurulmasında, devamı sırasında ve hasar anında önemli görevleri üstlenen ve sigortacı adına hareket eden aracıdır.

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nda Sigorta Acentesi,

Ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi’ olarak tanımlanmıştır. Poliçe tanzimine ve prim tahsiline yetkili olup olmadıklarına göre yetkili, kısmi yetkili veya yetkisiz acente olarak adlandırılırlar. Yine 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na bağlı olarak çıkarılan “Acenteler Yönetmeliği” ülkemizdeki acentelik faaliyetlerini düzenlemiştir.

Sigortalı

Sigorta sözleşmesinin diğer tarafı olan sigortalı, taşıdığı riski sigorta şirketine devreden kişidir. Bu devir ile sigortacıya bir prim borçlanmaktadır. Gerçek veya tüzel kişiler, sigortalı sıfatıyla sigorta sözleşmesi akdedebilirler. Sigortalı, riskin gerçekleşmesi sonucu, sigorta himayesinden faydalanmakta olan kişi olarak da tanımlanabilmektedir. Bu yararlanma ya bir tazminatın alınması, ya da sorumluluk sigortalarında olduğu gibi bir borçtan kurtulma şeklinde olmaktadır. Broker Sigorta sözleşmelerinin kurulmasında sigorta ettirenin temsilcisi olarak onların nam ve hesabına hareket eden aracılar da vardır. Bu aracılara, “Sigorta Brokeri” denir. Sözleşmelerde sigortalı nam ve hesabına hareket eden aracılardır.

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nda Broker:

‘Sigorta veya reasürans sözleşmesi yaptırmak isteyenleri temsil ederek, bu sözleşmelerin yaptırılacağı şirketlerin
seçiminde tamamen tarafsız ve bağımsız davranarak ve teminat almak isteyen kişilerin hak ve menfaatlerini gözeterek
sözleşmelerin akdinden önceki hazırlık çalışmalarını yürütmeyi ve gerektiğinde sözleşmelerin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olmayı meslek edinen kişi’ olarak tanımlanmıştır. Gerçek ve tüzel kişi olabilirler. Brokerler de sigorta sözleşmesinin tarafı olmayıp, sadece sözleşmenin kurulmasına aracılık ederler. Sigortalılar ile sigorta şirketleri arasındaki işlemlerde, sigortalılar adına aracılık yapan brokerler,

Hayat ve Hayat Dışı Sigorta

Brokeri olarak faaliyet gösterirler. Ayrıca Sigorta şirketleri ile Reasürans şirketleri arasındaki işlere aracılık eden Reasürans Brokerleri de vardır. Daha fazla mesleki bilgi ve tecrübe aranılan brokerlik faaliyetleri ve brokerlik yapacak
kişilerde aranılan nitelik ve şartlar bu konuda yayınlanan bir Yönetmelikle düzenlenmiştir.

Sigorta Ettiren

Sigorta Sözleşmelerinde, genellikle sigortalı ve sigorta ettiren aynı kişi olma durumundadır. Ancak bazı hallerde üçüncü bir şahıs lehine sigorta yaptırmak da söz konusu olabilmektedir. Daha önce “sigorta edilebilmekte olan menfaat
prensibi”nde ele almış olduğumuz üzere, özellikle kiracı, emanetçi, yedd-i emin sıfatını taşıyan kişiler sigorta konusu
üzerinde doğan menfaatleri nedeniyle başkasının lehine sigorta yaptırma hakkına sahiptirler. Ancak risk gerçekleştiğinde tazminat alma hakkı, lehine sözleşme yapılan kişiye(sigortalıya) ait olmaktadır. Kredi ilişkisi nedeniyle
“dain, mürtehin” sıfatıyla yapılan sigortalarda da, sigortadan kredi kurumu yararlanmakta, kredi kullanan kişi ise “sigorta
ettiren” sıfatıyla hareket etmektedir. Sigorta ettiren, sigorta prim borcunu üstlenen kişidir.

Gerek mal ve gerekse hayat sigortalarında farklı bir kişi olarak sigorta sözleşmesi yapabilmektedir.

Lehdar / Menfaattar

Bir sigorta sözleşmesinde riskin gerçekleşmesi halinde sigortanın yararından faydalanmakta ola kişiye lehdar veya
menfaattar adı verilmektedir. Sigortanın yararlarından kimin faydalanacağı daha çok hayat sigortalarında önem taşır. Sigortalının ölümü halinde tazminatın kime ödeneceği sözleşmede belirlenebilmektedir. Böyle bir belirleme yoksa kanuni varisler lehdar sıfatını kazanarak sigortadan yararlanırlar. Sorumluluk sigortalarında lehdarın kim olacağı önceden belirlenebildiği gibi, önceden belirlenmeyen (işveren mali sorumluluk) haller de söz konusudur. Burada, üçüncü kişilerin lehdar olarak sigortadan yararlanmalarının sağlanması göz önünde tutulmuştur. Kamunun zarar görmesinin önlenmesi amacıyla, riskin niteliği de göz önüne alınarak bu tip sigortalar, çoğunlukla zorunlu sigorta kapsamına alınmıştır.(Trafik Sigortaları, Tehlikeli Madde Sigortaları gibi)

TARAFLARIN BORÇ VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Sigorta Ettirenin Borç ve Yükümlülükleri TTK’nın;

Sigorta ettiren kimse, sigortacının sözleşme yapılırken gerçek durumları bildiği takdirde sözleşmeyi yapmamasını veya
daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hususları sözleşme öncesi sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.

Ayrıca sigorta ettiren sigorta süresi içinde de sigorta konusu ile ortaya çıkan ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını
veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün değişiklikleri de derhal, böyle bir değişiklik bilgisi dışında meydana gelmişse, bunu öğrendiği tarihten itibaren en geç on gün içinde durumu sigortacıya bildirmek zorundadır.

Bu bildirimlerin yapılmaması halinde sigortacının sözleşmeden cayma veya sözleşmeyi feshetme hakkı doğar. Sigorta ettiren, riskin gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya ihbar etmekle yükümlü tutulmuştur. Bu
yükümlülüğün yerine getirilmesinde sigortalının kusuru tespit edilirse, kusurun ağırlığına göre sigortacının ödemekle
yükümlü olduğu bedel indirilebilir. Kasıt halinde sigorta ettiren sözleşmeden doğan haklarını kaybeder.

Zararı Önleme, Azaltma ve Sigortacının Rücu Haklarını Koruma Yükümlülüğü

Kanun’un 1448. maddesi ile
“Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda,
zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunması veya sigortacının üçüncü kişilere olan rücu haklarının
korunabilmesi için, imkânlar ölçüsünde önlemler almakla yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortacının bu konudaki talimatlarına olabildiğince uymak zorundadır. Birden çok sigortacının varlığı ve bunların birbirlerine aykırı talimatlar
vermeleri hâlinde, sigorta ettiren, bu talimatlardan zararın azaltılması ve rücu haklarının korunması bakımından en uygun olanını dikkate alır.” hükmü getirilmiştir.

Sigortalı sigortası yokmuş gibi her türlü tedbiri almaya, riskin gerçekleşmesi halinde de zararı önlemeye, azaltmaya ve
hafifletmeye yarayacak her türlü tedbiri almakla mükelleftir.

Maddenin 2. ve 3. Fıkrasına göre bu yükümlülüğe aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılmaktadır. Ayrıca alınan tedbirler amacına ulaşmamış olsa bile bu amaçla yapılan masraflar sigortacı tarafından karşılanır. Eksik sigorta olması durumunda, masrafların sigortacı tarafından karşılanması konusunda oran kaidesi uygulanır. Diğer taraftan sigortalı, sigortacının rücu hakkını kullanmasına imkân verecek her
türlü girişimde bulunmak ve konuyla ilgili bilgi ve belgeleri sigortacıya vermek zorundadır.

Sözleşmeden Doğan Yükümlülüklerin İhlali

Sigortacıya karşı yerine getirilmesi gereken ve sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlali hâlinde, bu Kanunda ve
diğer kanunlarda yer alan özel düzenlemeler hariç olmak üzere, sigortacının sözleşmeyi kısmen veya tamamen
feshederek ifadan kurtulabileceğine ilişkin hükümler, ihlalde kusur bulunmaması hâlinde sonuç doğurmaz.

Sigorta Primi Ödeme Borcu

Sigorta primi, sigortanın / sigorta ettirenin sigortacıdan almış olduğu teminat karşılığında ödediği ücrettir. Sigortalının temel borcu prim ödeme borcudur. Prim ile ilgili maddeler, TTK.’nun aşağıdaki maddelerinde ele alınmıştır TTK. Madde 1430.

  • “Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenmektedir. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
  • Sigorta primi nakden ödenmektedir. İlk taksitin nakden ödenmesi şartıyla, sonraki primler için kambiyo senedi verilebilmektedir; bu hâlde, ödeme kambiyo senedinin tahsili ile gerçekleşir.
  • Sigorta ettiren, sigortacının sorumluluğu başlamadan önce, primin yarısını ödeyerek sözleşmeden cayabilmektedir. Sözleşmeden kısmi cayma hâlinde, sigorta ettirenin ödemekle yükümlü olduğu prim, cayılan kısma ilişkin primin yarısıdır.”

Ödeme Zamanı

  • Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin
    teslimi karşılığında ödenmesi gerekmektedir. Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi,
    poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödenmektedir.
  • Taksitlerin ödeme zamanı, miktarı ve priminin vadesinde ödenmemesinin sonuçları;
    poliçe ile birlikte yazılı olarak sigorta ettirene bildirilmektedir. Bu şartlar poliçe üzerine yazılmaktadır.
  • Sigorta priminin taksitle ödenmesi durumunda;
    riziko gerçekleşince, ödenecek tazminata veya bedele ilişkin primlerin tümü muaccel olmaktadır.

DÜZENLENEN BELGELER

Teklifname

Sigortacı tarafından hazırlanan basılı bir formun sigortalı aday tarafından doldurulması şeklinde uygulamada yer alan
teklifname, sözleşmesinin yapılabilmesi için şart olan bir evrak değildir. Formun amacı, sigortalanmakta olan menfaatle ilgili tüm bilgilerin sigortacıya aktarılmasını sağlamaktır. Sigortacının böyle bir formun doldurulmasını istediği hallerde,
artık formda yer alan bütün hususların “Önemli Husus” olduğunu kabul etmek gerekir. Doldurulması istenen teklifname herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Mühendislik sigortaları gibi büyük projeleri teminat altına alan sigorta dışındaki sigortalar için dolması gerekli olmaybilmektedir. Teklifnamenin dolu olarak sigortacıya ulaşması, sigortanın kabulünü doğurmamaktadır.

Genel olarak bir teklifnamede, teklif sahibinin adı, rizikonun adresi, iş alanı, mevcut ve önceki sigortalar, geçmiş yıl
hasarları gibi genel sorular ile hayat ve sağlık sigortalarında adayın yaşı ve sağlık durumuyla ilgili özel nitelikli sorulara yer verilir.

Teklifnamenin değerlendirilmesi sonucunda, sigortacı tarafından riskin kabulü konusunda bir sakınca görülmez ise
teklifnamenin doldurulması ile yapılan bu icap, kabul edilmek suretiyle sigorta sözleşmesinin varlığının ispat belgesi
olan “poliçe”nin düzenlenmesi aşamasına gelmektedir.

Poliçe Sigorta Sözleşmeleri

Sözel olarak yapılabilirler. Poliçe, böyle bir sözleşmenin yapıldığını kanıtlayan belgedir. Sözlü olarak yapılan sözleşmenin varlığını kanıtlamak güç olmaktadır. Bu yüzden sözel olarak yapılan sözleşmelerin varlığını kanıtlamak üzere poliçe düzenlenmektedir.

Zeylname (Ek Belge)

Sigorta sözleşmesinin yürürlük süresi içinde, sözleşme şartlarında veya sigorta konusunda meydana gelen bir değişikliği
göstermek üzere tanzim edilen belgedir. Örneğin; adres değişikliği, sigorta bedelinin artması vb. Zeyilname sigorta poliçesinin ayrılmayan parçasıdır. Yapılan değişikliğe göre primli veya primsiz düzenlenmektedir. Ayrıca yapılan düzeltmeler, sigortacı veya sigortalının karşılıklı imzaları ile yürürlük kazanmaktadır.

Tecditname /Temditname Yenileme Belgesi

olarak da adlandırılan tecditname, sigorta sözleşmesinin asıl hükümlerinin değiştirilmeksizin yenilendiğini gösteren belgedir. Yıllık düzenlenen poliçelerin şartlarında bir değişiklik olmaması halinde tek taraflı olarak düzenlenmektedir. Poliçe şartlarında bir değişiklik söz konusu olduğu takdirde yeni bir poliçe düzenlenmesi gerekecektir. Temditname ise süresi dolan poliçenin aynı şartlarla biraz daha yürürlükte kalacağını gösteren belgedir.

İbraname/Feragatname

Hasar tazminatı olan sigortalının sigortacıdan olan haklarını aldığını ve borçtan kurtulduğunu göstermek için sigortacı
tarafından düzenlenen belgeye ibraname denilmektedir. Aklama belgesi niteliğindeki bu belgenin tazminatı alan sigortalı tarafından imzalanması şarttır. Sigortacının rücu haklarını kullanabilmesi de, böyle bir belgenin varlığına bağlıdır. Bazı hallerde sigortalı tazminat talebinden vazgeçip, sigortacıyı ibra edebilmektedir (aklayabilmektedir). Bu durumda düzenlenip sigortalı tarafından imzalanacak belgeye feragatname denmektedir.

Diğer hizmetlerimize göz attınız mı?

By Admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLETİŞİME GEÇİN
  • İLETİŞİM FORMU
    İLETİŞİM FORMU